Kadın Sağlığı
Myom nedir? Belirtileri ve tedavi yöntemleri
Kas 12th
Myoma Uteri ve Fibromyoma yada Fibroid rahimin kendisinin veya damarlarının düz kaslarından veya içindeki bağdokusundan, gelişen iyi huylu bir tümördür. Doğurganlık çağındaki kadınların yaklaşık 2/5’inde ve ençok 40 ve 50’li yaş gruplarındaki kadınlarda izlenmektedir. Çocuk istemi olan kadınlarda myom bulunması daha özel ve dikkatli takibi gerektiren bir durumdur.
Risk faktörleri nelerdir ?
Myomların oluşması için çeşitli risk faktörleri araştırılmıştır. En önemli risk faktörleri; hiç doğum yapmamış olmak, yumurtlamanın olmamasına bağlı olarak gelişen karşılanmamış östrojen yapımı, şişmanlık ve ırktır. İdeal vücut ağırlığının üzerindeki her 10 kilogram için risk %10 artmaktadır. Beyaz kadınlarda siyah ırka göre yaklaşık 4 kat daha sık görülmektedir. Myomu olan hastalarda genellikle ailenin diğer kadınlarında da miyom vardır.Bu da myomların gelişiminde bazı kalıtsal faktörlerin rol oynamasına bağlıdır. Bazı çalışmalarda myomu olan kadınlarda bazı kromozomlardaki kırılmaların daha sık görüldüğü belirlenmiştir. Rahimde myom gelişimi riskini azaltan en önemli faktör ise doğum kontrol hapı kullanımıdır.
Myomlarda görülen belirti ve şikayetler nelerdir ?
Normal kadın doğum muayenesinde myom tesbit edilen hastaların hemen endişelenmeleri ve korkulara kapılmaları gereksizdir. Kadınlarda oldukça sık görülen myomlar her zaman bir belirti vermeyebilir. Myomu olan kadınların sadece %20-30’unda myoma bağlı şikayetler ortaya çıkar. Bu nedenle tüm myomların tedavi edilmesi gerekmemektedir, myomların çoğunda düzenli aralıklarla 6-12 ayda bir kadın doğum kontrollerinin yapılması yeterlidir.
Myom tedavisi nasıl yapılır ?
Myomların klasik tedavisi cerrahi olarak çıkarılmalarıdır. Ancak bu klasik tanım son zamanlarda (myoma bağlanan ve tıbbi yolla ilaç ve diğer ameliyat dışında kalan yöntemlerle düzeltilemeyen) yakınması olmayan hastaların ameliyat edilmemesi şeklinde özetlenmektedir.
Klasik olarak aşağıdaki durumlarda myomların tedavisi gerekmektedir:
- Myoma bağlı olarak kanama, ağrı veya mesane (idrar torbası) veya makata baskı olması
- Menopoza girilmesine rağmen myomda büyüme
- İdrar yollarına baskı ve idrar akışında güçlük ortaya çıkması
- Myomun kendi sapı etrafında dönmesi (torsiyon)
- Myoma bağlı olarak karın boşluğunda sıvı toplanması
- Myomda bozulmaya bağlı (dejeneratif)değişiklikler ile ortaya çıkan akut karın tablosu (bulantı, kusma, karında hassasiyet, gaz çıkarmada güçlük)
- Rahim ağzından hazneye uzanan myom (vajene doğmuş myom)
- Myomun rahimi üç aylık gebelik büyüklüğünden daha fazla büyütmesi
- Çocuk olmasına myomun engel olduğu durumlar
İlgili videolar için
http://video.biyoturk.com/video/myom
Menopoz nedir? Tanı ve Tedavisi nedir?
Kas 12th
Menopozun olumsuz etkilerinin en aza indirgenmesinin en önemli ön koşulu tanısının en erken aşamada konulup erken tedaviye başlanmasıdır. Çünkü menopozdaki kayıplar ilk yıllarda en fazladır. Menopoz temel olarak yumurtlamanın durması (doğal) veya yumurtalıkların alınması (cerrahi) veya çalışamayacak kadar hasar görmesine bağlı olarak ortaya çıkar.
40 yaşından sonra 1 yıl süreyle adet görmeyen ve yakınmaları da olan bir kadın başka araştırma yapılmaksızın menopozda kabul edilebilir. menopoza geçiş döneminde, gebelik ve düzensiz kanamaya neden olan kötü huylu hastalıklar ayırt edilmelidir. Bunun için seyrek adet gören, ateş basma, çarpıntı, terleme ve psikolojik değişiklikleri olan bir kadının adetin 3. günü alınan kanında, yumurtalıkları uyaran hormon (FSH,LH) düzeyleri artmışsa tanı daha kesin ve erken konmuş olur ve tedaviye de hemen başlanabilir. Düzensiz (genellikle seyrek) adet gören bir kadında FSH 40 pg/ml üzerinde ise menopoz tanısı kesinlikle konur. FSH değerinin 25-40 pg/ml arasında olması halinde menopoza giriş sürecinin başladığı ancak seyrek de olsa yumurtlama ve gebelik de olabileceği düşünülür. Ancak her durumda gebelik ve düzensiz kanamaya neden olan diğer hastalıklar gebelik testi, ultrasonografi ve endometrial biyopsi (kürtaj) vb ile araştırılmalıdır.
ilgili videolar için
http://video.biyoturk.com/video/menopoz
http://video.biyoturk.com/video/menapoz
Sezaryenle doğum yapmayın!
Kas 12th
![]() |
Sezaryen yönteminin neden olduğu genetik yapıdaki değişimin şeker, kanser ve astım hastalıklarının görülme riskini artırdığı söyleniyor.
|
Bebeğin DNA’sı değişiyor!
İsveç’te yapılan bir araştırma, sezaryenle doğan çocukların DNA’larında değişim yaşandığı sonucunu verdi.
İsveçli doktorların, kadınların gittikçe daha çok tercih ettiği sezaryenle doğum konusunda yaptıkları araştırmaya göre, bu yöntemle doğan çocuklar
ileride sağlık açısından sorunlar yaşıyor.
Karolinska Enstitüsünde yapılan araştırma, sezaryen yönteminin neden olduğu genetik yapıdaki değişimin şeker, kanser ve astım hastalıklarının görülme riskini artırdığını ortaya koydu.
Araştırma sırasında normal doğumla dünyaya gelen çocuklar ile sezaryenle dünyaya gelen çocukların kordon bağından alınan kan örnekleri laboratuvar ortamında tahlil edildi. Her iki gruptaki çocukların kanlarında bulunan al yuvarlarda farklılıklar olduğu, bu farklılığın da DNA’larda değişime neden olduğu belirlendi.
Doktorlar, bu değişimi, doğum sırasında bebeklerin yaşadığı strese bağladı. Normal doğumda bebeğin yaşadığı stres, doktorların olumlu olarak niteledikleri ağırdan başlayıp artan bir stres olurken, sezaryenle yapılan doğumlarda bebeklerin yaşadığı ani stres olumsuz olarak değerlendirildi.
Araştırmaya katılan doktorlardan Prof. Dr. Michael Norman, doğum ve stresin bebeğin DNA yapısı ve bağışıklık sistemi açısından önemine vurgu yaparken, ”Doğum sırasında bazı genler aktif, bazı genler pasif hale geliyor. Doğumdaki stres de bunu etkilediği için sezaryenle doğan bebeğin DNA’sı değişiyor. Araştırmalarda, sezaryenle doğan bebeklerde DNA değişiminden dolayı bu bebeklerin kanser, şeker ve astıma yakalanma olasılıklarının daha yüksek olduğu ortaya çıkıyor” dedi.
Batı dünyasında sezaryenle doğumların arttığına dikkati çeken Norman, ileride çocukların karşılaşabileceği hastalıkların dikkate alınmasını istedi ve ”Bu konuda daha dikkatlı olunsun. Sezaryenle doğum tamamen tehlikesiz görünmesin” dedi.
İlgili videolar için tıklayınız.
http://video.biyoturk.com/video/sezaryen
Sezaryen mi normal doğum mu yapmalıyım?
Kas 12th
Hamile kalan her kadının ilk aklına gelen doğumun ne şekilde olması gerektiği, sezaryen’in mi yoksa normal doğumun mu daha iyi olduğu sorusudur. Bu sorunun doğru cevabı kişiden kişiye değişebileceği gibi hekimden hekime de farklılık gösterebilir. Bu yüzden bu soruyu cevaplamak çok kolay görülmemekle birlikte sorunun çözümünü bulmak için öncelikle kişilerin istekleri, gebeliğin durumu, rahim içindeki bebeğin ve plasentanın değerlendirmesi, annenin anatomik ve sağlık durumunun hangi tür doğuma elverişli olduğu ile doktorun önerileri doğrultusunda karar şekillenmelidir.
Ancak yapılan araştırmalara görede sezaryenle yapılan doğumlarda çocukların DNA sının değiştiği belirlendi. Normal doğumla dünyaya gelen çocuklar ile sezaryenle dünyaya gelen çocukların kordon bağından alınan kan örnekleri laboratuvar ortamında tahlil edildi. Her iki gruptaki çocukların kanlarında bulunan al yuvarlarda farklılıklar olduğu, bu farklılığın da DNA’larda değişime neden olduğu belirlendi.
Doktorlar, bu değişimi, doğum sırasında bebeklerin yaşadığı strese bağladı. Normal doğumda bebeğin yaşadığı stres, doktorların olumlu olarak niteledikleri ağırdan başlayıp artan bir stres olurken, sezaryenle yapılan doğumlarda bebeklerin yaşadığı ani stres olumsuz olarak değerlendirildi.
ilgili videolar için tıklayınız.
http://video.biyoturk.com/video/sezaryen
http://video.biyoturk.com/video/dogum
Doğum kontrol yöntemleri
Kas 12th
Her kadının istediği zaman ve istediği sayıda çocuk sahibi olmak istemesi en doğal hakkı. Kontrolsüz birbirini takip eden doğumlar ve düşükler anne ve çocuk sağlığını ciddi olarak tehdit eder. Bu nedenle aile planlaması hem anne, hemde çocuk sağlığına zarar vermeyecek uygun doğum kontrol yöntemleriyle yapılmalıdır. Kişi için ideal bir korunma yöntemiyle istenmeyen gebelikler, kişinin sağlığına zarar vermeden tama yakın oranda engellenebilir. Doktorunuzun önerisiyle sizin için en uygun olabilecek yöntemi seçmeli ve benimsemelisiniz. Genel olarak korunma yöntemleri ile ilgili şunlar söylenebilir: “Korunma yöntemi seçimi son derece önemlidir.
İstenmeyen gebeliklerle karşılaşmamak için kişiler herzaman kendileri için uygun olan en iyi yöntemi seçmelidir. Kontrol yöntemlerinin başarılı olabilmesi için kullanan kişinin yaşam biçimine ve kişiliğine uygun olmalıdır.
- Kadının yaşı
- Eğitimi
- Cinsel aktivite durumu
- Genel sağlık durumu
- Gelecekteki çocuk isteği ihtimali
- Sosyal statüsü
gibi etkenler, kontrol yönteminin seçiminde rol oynar.”
İdeal Korunma Yöntemleri Nelerdir ?
- Rahim İçi Araç
- Kombine Doğum Kontrol Hapları
- Hormon Enjeksiyonları
- Norplantlar ( Hormon İmplantları )
- Cerrahi Sterlizasyon ( Ameliyatla Kısırlaştırma )
- Prezervatif
Rahim İçi Araç ( Spiral )
Günümüzde plastikten yapılmış, bakır ilaveli rahim içi araçlar en ideal olan ve en çok kullanılanlardır. Bunların dışında progesteron hormonu ilaveli rahim içi araçlar da vardır. Adet kanamasının hemen sonrasında veya kadın gebe olmadığından kesin eminse herhangi bir günde doktor tarafından rahime uygulanır. Aktif vaginal enfeksiyonu olanlara takılmamalıdır. İdeal koruyuculuk süresi bakırlı olanlarda beş yıl, hormonlu olanlarda bir yıldır. Rahim içi aracı olanların yıllık doktor muayenesi olması gerekir. Hiç doğurmamış olanlar ve çok eşliler için fazla önerilmemektedir. Rahim içi araca bağlı olarak kadınlarda;
- Aşırı adet kanamaları
- Ara kanamalar
- Kasık ağrıları görülebilir.
Progesteron hormonu içeren rahim içi araçların, standart olanlara üstünlüğü kanama problemlerine yol açmamasıdır.
Kombine Doğum Kontrol Hapları
Günümüzde gelişmiş ülkelerde en sık kullanılan etkin ve güvenilir bir yöntemdir. Östrojen ve progestoron hormonu içermektedir. Uygun doğum kontrol hapı seçilmeden önce kadın genel bir jinekolojik değerlendirmeden geçmeli, PAP smear’i yapılmalı ve uygun ilaç doktor tarafından önerilmelidir. Hapa adetin ilk günü başlanır ve 21 gün süreyle ara vermeden günde bir tablet alınır, 7 günlük arayı takiben tekrar hapa başlanır. Kadın ara verdiği 7 günlük dönemde adet görür. Kadın ilacı korunmayı düşündüğü süre boyunca 21 gün ilaç, 7 gün ara şeklinde kullanır. İlaç kullanılırken en önemli olay günlük tabletleri unutmamaktır çünkü unutulduğunda koruyuculuk etkinliği azalır. İlaç bırakıldıktan kısa bir süre sonra kadın ilaç öncesi doğurganlık kapasitesine ulaşır.
Hormon Enjeksiyonları
Aylık ve üç aylık enjeksiyon olarak uygulanır. Aylık iğneler 28 günde bir uygulanır ve östrojen ve progesteron hormonu içerir. İlaç kullanımının ilk aylarında düzensiz kanamalarla karşılaşılabir. Etkileri kombine doğum kontrol haplarına benzer, günlük hap alımını unutabilecek olanlara önerilir. Üç aylık iğneler sırf progesteron hormonu içerir. Kullanımları esnasında adet düzensizlikleri ve tamamen adetten kesilme gibi şikayetler görülebilir. Bu ilaç daha çok emziren anneler için uygun bir seçenektir. Her iki ilaç da bırakıldıktan kısa bir süre sonra kadın normal doğurganlık kapasitesine ulaşır.
Norplantlar ( Hormon İmplantları )
Lokal anasteziyle kolun iç yüzüne yerlştirilen ve prgesteron hormonu salan kapsüllerdir. Ara kanamaları ve adetten tamamen kesilme görülebilir. Etkinlik süreleri beş yıldır. Çıkartılmaları için de cerrahi müdahale gereklidir.
Cerrahi Sterlizasyon (Ameliyatla Kısırlaştırma)
Cerrahi kısırlaştırma hem erkek, hem de kadın için uygulanan ancak geri dönüşümsüz olarak kabul edilmesi gereken bir yöntemdir. Ancak çocuk sayısını tamamlamış olan ve ileriki hayatında kesinlikle çocuk düşünmeyen kişiler için uygun olan bir yöntemdir. Kadınlar için uygulanan yöntem tubal sterlizasyon ( tüplerin bağlanması ), erkekler için ise vasektomi ( üreme kanalının bağlanması )dır.
Prezervatif
Erkekler için, günümüzde mevcut tek geri dönüşümü mümkün olan yöntemdir. Doğum kontroluna ilave olarak cinsel yolla bulaşan hastalıklardan koruyucu etkisi de vardır. Her ilişki sonrasında prezervatifin yırtık yönünden kontrol edilmesi önemlidir.
İlgili videolar için tıklayınız.
http://video.biyoturk.com/video/dogum-kontrol-haplari
http://video.biyoturk.com/video/dogum-kontrol
Tüp bebek nedir? Tüp bebek tedavisi nasıl yapılır?
Kas 12th
Tüp bebek nedir?
Kadının yumurtası ve erkeğin sperminin vücut dışına alınarak laboratuvar şartlarında ve bazı özel plastik kaplar içinde bir araya getirilerek, döllenmenin sağlanmasıdır. İşte, bu vücut dışında yapılan işleme IVF (in vitro fertilizasyon) veya tüpbebek denir.
Tüp bebek tedavisi nasıl yapılır?
Yukarıda bahsedilen üremeye yardımcı tedavi yöntemleri, yumurtanın döllenme şekline, spermin elde ediliş yoluna, hücrelerin rahim içine verilişine göre farklılıklar göstermektedir. Hepsinde ortak özellik yumurtanın geliştirilmesi ve toplanması safhalarının aynı olmasıdır.
Üremeye yardımcı tedaviler 4 basamakta uygulanan bir süreçtir:
* Yumurtalıkların ilaçlarla uyarılması ve yumurta geliştirilmesi
* Yumurta toplanması
* Sperm ile yumurtanın döllenmesi, yani embryo oluşması
* Embriyo transferi
Tüp bebek ne zaman yapılır?
Klasik kısırlık tedavisi ile (aşılama) sonuç alınamayan vakalar, rahim kanalları kapalı olanlar, sperm analizinde sorun olanlar, azospermi, kadın yaşının 37 ve üzeri olması gibi durumlarda uygulanır.
Bir program süresi ne kadardır?
Yumurta gelişmesi, toplanması, embryo oluşması, embryo transferi için uzun protokolda yaklaşık 1.5 ay, kısa protokolda 14-20 gün sürer.
Tedavide Kullanılan İlaçların Yan Etkileri Var mı?
Yumurtalıkları baskılamak için kullanılan ilaçların sıcak basması, başağrıları, vajende kuruluk, ruh halinde değişimler gibi yan etkileri olabilir. Bilmeniz gereken bu yan etkilerin geçici olduğu ve yumurta gelişimini uyaran ilaçların başlaması ile geçeceğidir. Yumurta gelişimini uyaran ilaçların ise enjeksiyon bölgesinde kızarıklık ve ağrı, göğüslerde hassasiyet, yorgunluk, kasıklarda ağrı ve gerginlik gibi yan etkileri olabilir
Tüp Bebek İşleminin Riskleri Nedir?
1. Yumurtalıkların aşırı uyarılması. Bu durum hafif seyredebileceği gibi ciddi sıkıntı da yaratabilir. Hastayı riske sokabilen ciddi formu, tüm tüp bebek hastalarının % 1-2’sinde gözlenir. Bu durumda karın şişliği, nefes darlığı, bulantı-kusmalar, idrar yapamama ve karın ağrısı mevcuttur.
2. Belki de en büyük risk çoğul gebeliklerdir. Verilen embriyo sayısının artmasına bağlı olarak ikiz-üçüz-dördüz gebeliklerin görülme riski vardır. Bu durum erken doğum riskini önemli derecede arttırarak, bebeklerin yenidoğan döneminde ve yaşamlarının ilerleyen dönemlerinde çeşitli problemler yaşamalarına neden olabilir.
3. Son derece nadir de olsa yumurta toplama işlemi sırasında damar yaralanmalarına bağlı batın içi kanama veya işlemin bitmesinin ardından pelvik enfeksiyon izlenebilir.
4. Tedavi sürecinin herhangi bir aşamasında yolunda gitmeyen bir nedenden ötürü tedavi sonlandırılabilir.

